,

Tarımda Bu Gidiş, Hayra Alamet Değil; ‘’RESMEN ÇÖKÜŞ SÜRECİ‘’ni Yaşıyoruz!..

Bu içerik admin tarafından oluşturuldu.
Bu içerik 1.134 kez görüntülendi.
tarimdacokus

Tarımsal Eğitim ve Öğretim, çok kapsamlı bir bilim dalı olup, insanların neredeyse tüm ihtiyaçlarının karşılanmasında rol oynayan ülkemizin ilk sivil ve temel bilim alanlarındandır.

10 Ocak 1846 yılında, Ayamama Çiftliğinde başlayan Tarımsal Eğitim, Öğrenime ilişkin sorunlar da her geçen gün artarak devam etmektedir. Sürekli sayıları artan Ziraat Fakülteleri, meslektaşlarımız açısından oldukça rahatsızlık yaratan bir sorun haline gelmiştir. Sorun, mezuniyet sonrası ülkemizin genel işsizlik sorunu ile birlikte, daha da büyümektedir.

Oysa bir ülkenin tarımsal kalkınmasında ve nüfusunun sağlıklı ve yeterli beslenmesinde Tarımsal Eğitim-Öğretimin özel bir yeri vardır ve bu ülkemiz tarımı ve toplumunun sağlığı için de zorunludur. Bunu bu vesile ile Samsun’a gelen Tarım Bakanımızın ağzından duymak güzelse de, uygulamanın farklı olması, ayrı bir çelişkidir.

‘’ Ülkemiz tarımını çağdaş düzeye çıkarmak, nüfusu dışa bağımlı hale getirmeden yeterli ve sağlıklı besleyebilmek hepimizin ortak hedefi ve iddiası olmalıdır’’.

Ama bize öğretilen’’ Yerli malı, yurdun malı, bunu herkes kullanmalı’’ yerine ‘’ İthal et, İthal Ot ‘’ çizgisine gelmek, gerçekten de insanın adeta içini acıtmaktadır.

Ülkemizin, 2012 yılında başlayan saman ithalatı, 2013 yılında zirve yapmış, ithalat 2017 yılında devam etmiştir. Bu üç yılda samana, Türkiye olarak 17,5 milyon dolar para ödemişiz. İnsan ‘’Yazıklar Olsun ‘’demeden geçemiyor.

Bugün toprakları, su kaynakları, üreten gücü ve iklimi ile kendi kendine dünyada yeterli olabilen yedi ülkeden biri diye övündüğümüz bu cennet ülke Türkiye, adeta ithal ürün cenneti yapılmıştır.

TÜİK dış ticaret istatistiklerini göre ilk 11 aylık dönemde, 29 Aralık 2017 tarihi itibariyle, tarım ürünleri dış ticaretinde yaklaşık 700 milyon dolarlık açık verilirken, tarımsal hammadde ithalatı ise, ihracatın yaklaşık 7 katı olmuştur.

Son 15 yıllık dönemde Türkiye, kırmızı etten, canlı hayvana, buğday, mısır, soya, nohut, mercimek, ayçiçeği, pirinç’e vb. daha pek çok temel tarım ürününde ithalat merkezi olmuştur.

Bir taraftan ülke ithalat ile cari olarak zarar görürken, öbür taraftan da üretici zarar etmektedir. ‘’Üreticiye para kazandırmalıyız’’. Ama üretici maalesef, ektiğiyle borç biçmektedir. Bir taraftan bankalara ve piyasaya olan borcu artarken, diğer yandan anayasada yer alan yüzde 1’lik tarım desteğini dahi alamamaktadır.

Tarımsal destek miktarının kanuni zorunluluğu karşılama oranı 2016’da %56,8 2017’de %54,9;  açıklanan 2018 rakamına göre ise % 56,9 dur. Yani son üç yıllık rakamlara göre de gereği yapılmamıştır.

resmen-cokus-sureci

Artan nüfusu azalan tarım alanlarıyla beslemek de mümkün değildir. Bugün yerel ve genelde uygulanan politikalar, sadece kağıt üzerinde aksiyon alınan çıkışlardır.

Bölgemiz özelinde durum ise, daha da vahimdir. TR83 Bölgesi dediğimiz Samsun, Amasya, Tokat, Çorum kapsayan alandaki 2004-2016 döneminde faaliyet alanlarına göre istihdam edilen sayıya baktığımızda, ‘’ Türkiye’de Tarım sektöründe istihdam oranı % 7,1 azalırken, bizim de içinde olduğumuz bu alanda % 31,7 oranında azalmıştır’’. Bu yarınlarda ciddi toplumsal problemleri de beraberinde getirecektir.

‘’ UYGULANAN TARIM PROGRAMLARI, KÜÇÜK İŞLETMELERİ TASFİYE ETMEKTEDİR’’.

Tarımda gelişme, ithalata dayalı politikalarla değil, geleceği görebilen, planlı, siyasetin müdahalesi dışında, kalıcı, üretime ve üreticiye yönelik desteklerin arttırıldığı metotlarla gerçekleştirilebilir.

Tarımda öncelikle devam edegelen yapısal sorunlar çözülmeli, tarımsal üretim ve ticaret politikalarının güçlendirilmesi, kırsal kalkınma politikalarının tarım politikaları ile bütünleştirilmesi gerekmektedir.

Ayrıca üretici eğitim ve refah düzeyinin yükseltilmesi, tarımsal desteklemelerin amacına uygun olarak verilmesi, etkilerinin doğru değerlendirilmesi esas olmalıdır.

Bugün uygulanan tarımsal destekler adeta ‘’Sadaka Ekonomisi’’ gibidir. 

Dünya bilgi teknolojilerinin gelişimiyle, insana, bitkiye, hayvana ve çevreye duyarlı, üretimde kalite ve verimlilik faktörlerini ön planda tutan bir değişim süreci yaşarken, bizler bırakın yerinde saymayı, adeta her geçen gün geriye gitmekteyiz.

Her alanda olduğu gibi, tarımda da gelişmiş, çağdaş ve sağlıklı bir toplum her geçen gün hayal olmaktadır. Oysa ‘’ Tarım, Siyaset Üstü Olmalıdır ’’ olmak zorundadır.

Çözüm ithalattan vazgeçerek, gerçek üreticiye yeterli destek verilmesinden geçmektedir. Bu amaçla kurulmuş olan üretici örgütleri daha aktif olmalı ‘’ Üreticiler iç ve dış piyasaların insafına terk edilmemelidir ’’.

2023 yılında Tarımsal Milli Geliri 150 milyar dolar, Tarımsal İhracatı da 40 milyar dolar seviyelerine ulaştırma hedefi koyan Türkiye’de ‘’Bugünkü uygulanan politikalar ile bir yere varılamaz’’.

Tüm olumsuzluklara rağmen, gönlünü bu ülkeden ayırmayan, yaptığı üretim ile bu ülkeye değer katmaya çalışan’’ Elleri nasırlı çiftçilerimize, Tarım Topraklarımıza, Su Kaynaklarımıza ve üretimin bilgi gücü mesleğimize Ziraat Mühendislerimize, yani kısaca TARIM’ a daha fazla sahip çıkmalıyız.

Tarım ve hayvancılık, toplumun gıdasıdır, geleceğidir, özgürlüğüdür.

Gıdanın ve dünyanın doğal kaynaklarının hegemonya aracı olarak kullanıldığı bir yaşam sürdürülemez!..

Hayati Tosun

Ziraat Mühendisleri Odası
Samsun Şube Başkanı
hayatitosun.mail@gmail.com

1 cevap

Cevapla

Görüşünü bildirmek ister misin?
Yorum yazmaktan çekinme.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir