Yazılar

,

Tarımda değişmeyen şey, değişmeyen sorunlara değişmeyen çözüm önerileri!

Bu içerik Çiftçi Haber tarafından oluşturuldu.

saman-balya

Okay Karaçay / Tarım Editörü

Sabah vakti, bir taraftan Taner Öztürk‘ün sunumuyla gerçekleşen Çiftçi Haber’i dinlerken bir taraftan da tarım gazetecisi İrfan Donat’ın 22 Mayıs günü yayımlanan “Tarımda düşündüren sorular” başlıklı yazısını okuyordum. Çiftçi Haber’de okunan çiftçi mesajlarında sorunlar ve istekler dile getiriliyordu. Girdilerin yüksek olması, ürünün para etmemesi, dolar kurunun yüksek olmasından dolayı mazot, gübre ve yem fiyatlarının önü alınamayan bir şekilde giderek artması vs. İrfan Donat’ın köşe yazısında da tarım ve hayvancılığın sorunlarını doğru tespit eden sorulara akılcı ve tutarlı yanıtlar veriliyordu.

Yanı sıra tarım ve hayvancılık konusundaki pek çok uzman, tarımsal üretimde başarılı olmuş Hollanda, ABD gibi pek çok ülkeden modeller öneriyor ve sorunların nasıl çözüleceğine dair makaleler yayımlıyor.

Bu verilerin ışığında tarım sektöründe çok bilinen bir cümle peşi sıra aklıma geldi: “Tarımın sorunları biliniyor, çözüm yolları biliniyor ancak sorunlar bir türlü çözülmüyor / çözülemiyor.”

Yukarıdaki cümleye eminim pek çok çiftçi, üretici, sanayici, tarım gazetecisi ve tarım bakanlığı bürokratı katılacaktır. Ama değişmeyen şey, değişmeden ortada duruyor; o da çözülemeyen ve gün geçtikçe içinden çıkılmaz hale gelen tarımsal sorunlar.

Bu kadar argümanı alt alta sıralamamın bir nedeni var. Gelmek istediğim yer, tarımsal üretimde yaşadığımız sorunların çözümü için öne sürdüğümüz önerilerin aslında gerçekten oldukça uzakta olduğu. Fikrimce sorunları doğru tespit etmediğimiz gibi çözüm önerilerimiz de havada kalıyor. Çünkü nedeni ortadan kaldırmadığınız sürece sonuç varlığını devam ettiriyor.

Sonuçları sorun olarak algılamak

Ekonomik göstergelerin, istatistiki rakamların, kâr / zarar tablolarının, bilimsel makalelerin ortaya koyduğu veriler ve çiftçilerimizin şikâyetleri aslında birer sorun değil, onlar sadece asıl sorunun kaynağından gelen sonuçlar.

Örneğin mazotun pahalı olması, bir sorun değil, sonuçtur. Ya da üreticiden 50 kuruşa alınan domatesin şehirde 5 lira olması sorun değil, sonuçtur. Aracıların türemesi de sorun değil, o da asıl sorunun kaynağından gelen bir sonuçtur.

Et fiyatlarının pahalı olması, buzağı ölümleri, sütün para etmemesi, ithal hayvanla üretim hamlesi vs. sorun değil, sonuçtur. Kendini banka önünde yakmak isteyen çiftçinin yaşadıkları gibi.

Köydeki nüfusun yaşlanması, gençlerin çiftçilikle uğraşmak yerine asgari ücretle çalışmak için şehre göçmesi de sorun değil, asıl sorunun kaynağından doğup denize kavuşmak isteyen nehirler gibi sonuçtur. Tarımdaki verimsizlik de bir sorun değil, sadece bir sonuç.

Demem o ki biz gözümüzün önündeki sivrisineklerin hepsini tek tek tespit ediyoruz (ki bu çok yorucu bir çalışmadır) daha sonra sorunlarımızı çözeceğiz diye bu sivrisinekleri tek tek öldürme planları yapıyoruz (ki bu daha da yorucu ve neredeyse imkânsıza yakın bir çabadır). Bataklığın varlığından haberimiz bile yok. Haliyle elimizde öldürdüğümüz birkaç sivrisinekten başka bir şey kalmıyor.

Şapkadaki tavşan

Bu kadar anlattın, artık ağzındaki baklayı ya da şapkadaki tavşanı çıkar, dediğinizi duyar gibiyim. Hemen uyarayım şapkadan tavşan çıkmayacak. Zamanımızın algısı bir hap alayım kilolarımdan kurtulayım gibi kısa, hızlı çözümler olsa da göbekte ya da kalçada birikmiş yağlar gibi biriken sorunlar da bir hapla ya da fakir bir köşe yazarının yazısıyla çözülecek gibi değil.

Aslında sizleri getirmek istediğim yer çözüm değil, yaklaşım. Mesela bakış açımızı değiştirsek. Sorunun sivrisinekler değil, bataklık olduğu gerçeğini idrak etsek. Sivrisineklerin peşinde koşarken harcadığımız enerjiyi, gerçek nedenin tespitinde, yani bataklığı keşfetmede yapacağımız araştırmamıza kaynak olarak kullanabilsek, nasıl olurdu?

Çözüm, başka sorunların tohumudur!

Bilinen gerçek şudur ki; her çözüm peşi sıra başka sorunları beraberinde getirir, bir çözüm dört beş sorunun nedeni olur. Örneğin mum yerine elektrikle aydınlanmak için ampulü keşfettik. Ama ampulle aydınlanmak için nehirlere barajlar yaptık ve doğanın dengesini bozduk. Artan elektrik talebini karşılamak için de ovalara elektrik üreten nükleer enerji santarlleri kurduk. Çözümün ortaya çıkardığı sorunları hepimiz biliyoruz.

Demek istediğim, insanlık, var olduğu günden bu yana sorunlarla boğuşuyor. Sorunlara çözüm ürettikçe, ürettiğimiz çözümler başka sorunların tohumu oluyor. Ve nesiller boyu insanlık, çözdüğü sorunların ortaya çıkardığı yeni sorunları çözmekle uğraşıyor. Bu durum insanlığın içinde durduramadığı ilerleme içgüdüsünün bir sonucu. Çünkü sorun olmazsa ilerleme de olmaz.

Sizlere anlatmak istediğim, ütopik bir yaklaşım sergileyerek tüm sorunların çözüme kavuşacağı ve sonrasında sorunsuz bir dünya olacağını hayal etmemeniz. Bu hiçbir zaman gerçekleşmeyecek. Ancak bizler yaşadıklarımıza yeni bir yaklaşım, yeni bir bakış açısı getirerek karşımıza çıkan sorunların üzerinde olabiliriz. Bunun aksini yapar, şikâyet edersek enerjimizi boşa harcamış ve yerimizde saymış oluruz. Sivrisinek örneğine geri dönersek, sivrisinek bizi ısırdıysa, intikam almak için peşinden koşmayalım ya da sivrisinekten şikâyet etmeyelim, bataklığı bulmaya çalışalım.

Bataklığı bulmak ve onu kurutmak da bir günde yapılacak bir şey değil. Ama imkansız da değil, yeter ki onu bulma isteği içimizde uyansın.

Peki tarım ve hayvancılık sektöründeki bataklık ne mi? Bu da başka bir yazının konusu.