İKLİM DEĞİŞİYOR, PEKİ TÜRK TARIMI?

Bu içerik Hasan Parça tarafından oluşturuldu.
Bu içerik 998 kez görüntülendi.
kuraklik

kuraklik

Hasan Parça / Ziraat Mühendisi

Büyük Buhran’ın resmi olarak başlangıcı kabul edilen “Kara Perşembe”, 29 Ekim 1929 günü, refah içinde yaşayan Amerika’yı büyük bir çöküşün içine itti ve 10 yıl sürdü. Sadece ABD’yi etkilemedi neredeyse tüm dünya bu ekonomik buhrandan etkilenmiş oldu. Büyük Buhran’ı daha dramatik, daha şiddetli hale getiren olay ise Missisipi Vadisi’nde yaşanan iklim değişikliği idi. 1930 yılında iyice baş gösteren kuraklık sonucunda tarımsal iş gücü de gittikçe düşmeye başladı. Kendilerini bile besleyemeyen çiftçilerin,  vergilerini ve borçlarını ödemesi zaten mümkün değildi. Çiftliklerine ya bankalar el koydu ya da hiçbir kazanç elde edemeden satmak zorunda kaldılar. Evsiz ve işsiz kalan binlerce insan topraklarını terk edip başka yerlere göç etti.

Büyük Buhran başka ülkeleri etkilediği gibi Türkiye ekonomisini ve sosyal yapısını da etkiledi.Türkiye’de Buhran ile birlikte dış ticaret dengesi bozulmuş, ithalat hacminde ani daralmalar görülmüş ve bütçe gelirlerinin cari değerinde önemli düşüşler yaşandı. Dünya pazarlarındaki tahıl ve hammadde fiyatlarının düşmesi Türkiye’nin ihracat gelirlerini azaltmış ve bu durumdan en fazla etkilenen kesimlerden biride büyük çiftçiler olmuştur. Çünkü Türkiye’deki büyük çiftçiler benzin fiyatlarının yüksek, ürün fiyatlarının düşük olması yüzünden makineli tarım yapamaz hale geldi. Öyle ki Ege ve Trakya’da birçok çiftlik terk edildi. Kırsalda yaşayan nüfus çare olarak şehirlere göç etti

Peki, bu tarihin sayfasında kalmış olayı neden anlatma gereksinimi duydum. Uzun zamandır iklim değişikliği haberlerini, yorumlarını defalarca dinlediğinizden eminim. Uzmanlar iklim değişikliği ile önlemler alınmazsa bizi nelerin beklediği ile ilgili birçok olası senaryoyu defalarca anlattılar. İnsanlar artık iklim değişikliği denildiğinde “Yok öyle bir şey” demiyorlar. Özellikle halkımız her ne kadar istenilen algı düzeyinde olmasa da işin ciddiyetinin farkında. Çünkü son 10-15 yıldır iklim değişikliği ile yaşıyor. Etkilerini bazen yıkıcı şekillerde bizzat tecrübe ediyor. Hatta bu geçen gün mutat olarak yazılan haberlerden birisi daha manşetlere düştü .“Arpada bu yıl verim çok düşecek”

Son yıllarda basında duyulan saman ithali olayına bu gözle bakmak lazım. İklim el vermeyince saman bile olmuyor maalesef. Temel protein kaynaklarından baklagillerde de durum farklı değil. Özellikle nohut üretiminde iklimden kaynaklı ciddi sorunlar var. Fiyatı yüksek ama çiçeklenme ve meyve tutumu dönemlerinde aşırı yağmurlar veya yağmurların yağması gereken dönemde yağmaması sonucu çiftçi istese de randımanlı üretim yapamıyor. Bu da baklagillerin ve benzeri tarım ürünlerinin ithal edilmesine diğer farklı nedenler yanında ciddi bir neden oluşturuyor.

“İklim değişikliğine uygun tarım ürünlerinin üretilmesi”, diye iklim değişikliği akademik çalışmalarının nerdeyse hepsinde klasik bir sonuç vardır. Nedense bu sonuç Ar-ge çalışmalarına pek yansımıyor. GTHB Tarımsal Araştırmalar Genel Müdürlüğü’nün takip ettiği ve yine TÜBİTAK ile beraber halen yürütülen, desteklemesi verilen sonuçlanmamış projelere bakıldığında 150’den fazla projenin 4-5 proje doğrudan veya dolaylı (bir bitkinin ıslahı şeklinde) proje olarak görülüyor. Yani tüm projelerin % 3 gibi bir orana tekabül ediyor bu sayı. Oysa Anadolu tarihinde defalarca kuraklık ve iklim değişikliği gördüğünü biliyoruz. Tarımın çıktığı ve ekstrem doğa koşullarına adapte olmuş bitki çeşitliliği yönüyle diğer coğrafyalardan daha avantajlı olmamıza rağmen yürütülen proje azlığı endişe verici. Devletin bu yönde teşvikleri olmasına rağmen akademisyenlerin ve özel sektörün bu tarz projelerden kaçındığını ben söylemesem de rakamlar söylüyor.

Bunlar yetmezmiş gibi sulama isteyen yem bitkilerine ülkemizde reklamlarla, teknik kişiler tarafından tavsiyelerle revaç var. Kıdemli Prof. Dr. Ömer Faruk Alarslan’la beraber yaptığımız “Ekonomik Tarım” programını bilmem izleyebildiniz mi? Nerdeyse tek bir konu üzerinde durduk. Binlerce ton tarımsal artık ürün varken, hatta bunların birçoğu değer olarak kesif yem ayarında iken, bırakın artık yonca ekimini, silajlık mısır ekimini. Neden mi nedeni çok basit. En temel neden “EKONOMİK”, ikinci en temel neden ise “SU FAKİRİ BİR ÜLKE OLMAMIZ”.

Artık sorunun tespiti noktasını çoktan geçmiş olmamız lazım. Diyeceğim o ki desteklenecek tarımsal veya ekolojik projelerde iklim değişikliği ön plana çıkarılmalı. Alternatif, ekonomik ve saha da uygulanabilecek projeleri hayata geçirilmeli. Kuraklığa veya şiddetli yağışlara adapte olmuş bitkilerin ıslahını biran önce yapmalı. Islahı yapılmış bu bitkilerin üretimini de acilen yaygınlaştırmalıyız.

Kaynakça: Feyzullah Ezer, 1929 Dünya Ekonomik Buhranı Ve Türkiye’ye Etkileri Üzerine Bir Değerlendirme
Error: wp-content/uploads/2019/10 dizini oluşturulamıyor. Bir üst dizin sunucu tarafından yazılabilir mi?

Hakkında: Hasan Parça

1 cevap

Cevapla

Görüşünü bildirmek ister misin?
Yorum yazmaktan çekinme.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir