,

Ekmek, Emek ve Komşuluk…

Bu içerik Hayati Tosun tarafından oluşturuldu.
Bu içerik 3.565 kez görüntülendi.
bugday-ekmek-emek

bugday-ekmek-emek

Adana’da bir firma tarafından üretimi yapılan, ekmeği hacimli gösteren ve geç bayatlatan katkı maddesinden GDO’lu soya çıktı; haberi basında ve kamuoyunda ciddi yankı buldu.

Uzmanlar, GDO’lu soya sadece yem amaçlı olarak ülkemize girebiliyor, insan gıdası olarak kullanılması yasaktır; diyorsa da, kötü niyetli kişiler bunu insan gıdalarında kullanabiliyor olabilir mi?..

Ekmek ile ilgili daha önce böyle bir durumla karşılaşmamıştık ama buradan hareketle ilgili makamların kontrol ve denetlemelerini arttırmaları gereğini de hatırlatmak isterim.

Hayvan yemi olarak ithal edilen GDO’lu soya veya mısırın gıda olarak soframıza gelmesi kabul edilemez.

Çözüm, Türkiye’nin yemde ve gıda da kendine yeterli hale gelmesi ve üretimde olduğu gibi GDO’lu ürünlerin hangi amaçla olursa olsun ithalatına da yasak getirilmesidir.

Bu olaya sadece ticari bir olay veya vicdani etik çerçevesinden bakmak yeterli ve doğru değildir; söylentisi bile kötü.

Peki, buraya nereden geldik…

2000’li yıllara buğdayda, 9,4 milyon hektar ekim alanı ve 21 milyon ton üretimle girerken, bugün geldiğimiz noktada ekim alanımız 7,8 milyon hektara düşmüş, üretim miktarımız ise, daha da azalmıştır.

Yani son 17 yıldır yerimizde sayıyoruz, hatta artan nüfus ve ihtiyacımızı düşünürsek geriye gidiyoruz.

Türkiye’de buğday ekilen alanın büyüklüğü, Hollanda, Belçika ve Lübnan’ın toplamı kadardır.

Ancak mevcut verim ortalamamız, dünya verim ortalamasının altında.

Pas, kök çürüklüğü, külleme gibi hastalık sorunlarımız var ve bunlar, hem verimi, hem de kaliteyi önemli ölçüde olumsuz etkiliyor.

Bir üretim planlamamız da yok. Yoksa üretmekten yana bir kaynak ve insan sıkıntımız yok.

Ülkemizde buğday üretiminde önemli bir sorun da kalite. Bu sorununu çözemediğimiz için, yurtdışından 4-5 milyon tonun üzerinde buğday alıyor, maalesef buğdayın anavatanı olan ülkemizde, 1,5 milyar dolar parayı yabancı ülke halklarına ödüyoruz.

Son günlerde Türk ve Rus basınında çıkan bazı haberlere göre Türkiye, 15 Mart’tan itibaren mısır, buğday, ayçiçek yağı, ayçiçeği küspesi, bezelye ve pirinçten oluşan altı ürünün Rusya’dan ithalatını durdurdu.

Türkiye’de kendi siyasi manevrasını yapıyor. Ama bu basit bir ticaret savaşı değil.

Ticaret karşılıklı olmalı. Rusya’ya 800 milyon dolarlık sebze ve meyve ihraç ediyor, karşılığında 2 milyar dolarlık buğday, arpa ve diğer ürünler de alıyorduk. Yani Türkiye, Rus buğdayının en büyük alıcılarından biri konumunda.

Her iki ülkenin de birbirine meydan okuması ne kadar doğru..?

Düşünülmesi gereken o ki; bu misillemenin her iki taraf için de bir bedeli var. Ülkemiz ihracatçı, hem kaliteli beyaz buğdaydan mahrum kalacak, hem de daha düşük kalitelisini daha yüksek maliyetle ürün satın almak zorunda kalacak.

Ayrıca Rusya Federasyonu, yaş sebze ve meyve ihracatında da Türkiye’nin en önemli pazarı. 2015 yılında 887 milyon dolar olan yaş sebze meyve ihracatı, 2016’da 331 milyon dolara düşmüş olsa da Rusya, bu alanda hala bir numarada.

İki komşu ve önemli ülke arasında yaşanan sorunların karşılıklı çıkarlar çerçevesinde, bir an evvel çözülmesini umuyoruz.

Bilelim ki; bunun devamı her iki ülkeyi de olumsuz etkilliyor ve etkileyecek…

Error: wp-content/uploads/2019/12 dizini oluşturulamıyor. Bir üst dizin sunucu tarafından yazılabilir mi?

Hakkında: Hayati Tosun

Ziraat Mühendisleri Odası Samsun Şube Başkanı
238 cevaplar

Cevapla

Görüşünü bildirmek ister misin?
Yorum yazmaktan çekinme.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir