ANTALYADA YAŞANAN HORTUM FELAKETİ VE ÖRTÜ ALTI ÜRETİCİLERİMİZİN PROBLEMLERİ

Bu içerik Ahmet Nizamettin Güvener tarafından oluşturuldu.

Geçtiğimiz hafta başında yani 13.Kasım.2017 günü saat 21 30 da Antalya’nın batı sahil bölgelerinde ya da Kumluca, Finike ve Demre ilçelerinde büyük bir hortum felaketi yaşanmıştır. Bu hortum felaketi sebebi ile bu bölgemizde bulunan örtü altı sebze ve meyve üreticilerimiz gerek yaşadıkları evlerde ve gerek ise üretimi yaptıkları alanlarda çok büyük bir zarara uğramışlardır.

Öncelikle şahsım ve çiftçi Tv ailesi adına bu büyük felaketten dolayı zarara uğrayan örtü altı üreticilerimize büyük geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum.

Felaketin akabinde gerek bölge belediyeleri ve gerek ise diğer resmi kurumlarımız gerekli tedbirleri alma gayretleri içinde olmuşlar ve gerekli çalışmaları başlatmışlardır.

Yine bu faaliyetler ile birlikte Devletimizin görevli yetkilileri bölgeye gelmişler ve felaketi yerinde görmüşler ve bölge halkına geçmiş olsun ziyaretlerinde bulunmuşlardır.

Bölgeyi ziyarette bulunan Devlet yetkililerimizden en önemlisi Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanı Sayın Ahmet Eşref Fakıbaba olmuştur.

Bu ziyaretin göze çarpan ve basında büyük yankı uyandıran bölümü Sayın Fakıbaba’nın Kumluca-Mavikent örtü altı üreticileri bölgesini ziyareti sırasında gerçekleşmiştir.

Sayın Fakıbaba Mavikent Bölgesindeki bu ziyareti sırasında bir kendisine derdini anlatmak isteyen bir üretici ile karşılaşmıştır. Basından takip ettiğimiz şekli ile Üretici’nin isyanı iki farklı örnek kıyası ile gerçekleşmiştir. Bunlardan ilki Üreticimiz Sayın Bakandan “Sayın Fatih Terim in aylık maaşının onda biri bize yeter.” Sözüdür. Diğeri ise daha manidardır. Bölgede büyük bir Suriyeli potansiyeli vardır. Üretici söz konusu bu Suriyeli potansiyele devletin uzanan şevkatli elini herkes gibi görmektedir. İşte tam da bu sebep ile üretici kendisini Suriyeliler ile kıyaslama gereği hissederek Sayın Bakana bu durumu arz etmek istemiştir.

Sayın Bakan Fakıbaba ise çok fazla işinin olduğunu gerekçe göstererek adeta kaçar gibi üreticiden uzaklaşmayı tercih etmiştir.

Bu durumu basın ve Tv ler kanalı ile bütün Türkiye hayret ve ibret ile izlemiştir. Böyle bir durumda hangi bakan ya da devlet yetkilisi olur ise olsun en azından nezaket gereği o çiftçinin derdini layık olduğu gibi ile dinlemesi gerekir idi.

Sayın Bakan Uzman Dr dur. Tarım ve Hayvancılık gibi çok zor ve dert küpü bir bakanlığın başındadır. Bu durum Sayın Bakanın Tarım ve Hayvancılığın dertleri ile uğraşmanın kendisine çok zor geldiğini göstermektedir. Ve ne yazık ki Sayın Bakan Gıda Tarım ve Hayvancılık Sektörlerinin yüklerini taşıyamamaktadır.

Başka bir gözlemim şudur; Gıda Tarım ve Hayvancılık Sektörlerinin yüklerini taşıma inisiyatifi tam olarak Sayın Bakanın elinde değildir.

Bu tespitimin sebep ve gerekçelerini bir sonraki yazımda sizler ile paylaşmayı düşünüyorum.

Örtü altı sebze ve meyve üreticilerimizin problemlerine gelince;

Söz konusu problemleri sosyo-ekonomik yapıdan kaynaklanan eksiklikler, pazarlama ve teknik problemler olarak üçe ayırmak gerekmektedir.

Öncelik ile ülkemizin Tarım ve Hayvancılığımızın problemlerin başında gelen ölçek ekonomisi problemi en başta gelen problem olarak görülebilir. Bölgede küçük ölçekli aile işletmeleri yoğunluktadır. Ortalama sera büyüklükleri 1 ila 5 dönüm arasındadır.

Dolaysı ile yığın üretimi yapılamadığından maliyetler yüksek ve verimde düşüktür. Bir sene baz olarak alınacak olur ise bölgede yazlık ve güzlük olmak üzere iki ekim sezonu yapılmaktadır. Her bir sezon ortalama olarak ürün çeşidine göre en az 90 gün ya da 120 güne kadar çıkabilmektedir.

Pazarlama faaliyetleri için özel bir sistem yoktur. Çiftçi ürününü Haller kanunu çerçevesinde kabzımala ya da tüccara vermektedir. Pazarlama konusunda kabzımal ve tüccar inisiyatifinde tarafların hemen tamamının kabullendiği ancak nispi olarak üretici aleyhine bir sistem söz konusudur. Kanunen olması gereken bazı mecburiyetler

göz adrı edilmektedir. Mesela ürünlerde REZİDÜ problemi kontrolü hiç yoktur.

Teknik eksikliklere gelince; Öncelikle toprak yapısı bozulmuştur. Gerek gübre olarak ve gerek ise bitki gelişim konusunda ve zirai mücadelede yoğun bir kimyasal kullanım söz konusudur.

Bu yoğun kimyasal kullanım sonucunda bitkilerin verim kabiliyetleri düşüktür. Dolaysı ile karlılık da düşüktür. Bütün bu gerçeklere rağmen çiftçi bilinçlidir. Yaptığı işi hakkı ve liyakat ile yapmaktadır.

Şahsi kanaatime göre örtü altı meyve ve sebze üreticilerimizin en büyük problemi kendileri farkında olmasa da TEKNOLOJİ EKSİKLİKLERİDİR.

Üretim primitif usuller ile yapılmaktadır. Mesela sera ısıtmaları primitif iki farklı metod ile gerçekleşmektedir. Mesela seralarda ısıtma hala bidonlardan bozma ve yapılma sobalar ile gerçekleşmektedir. Seralarda ısıtma bitkinin donmasını önleyecek hava şartlarında gerçekleşmektedir. Bu da bitki gelişim fizyolojisi gerçekleri ile örtüşmemektedir.

Bütün bu problemler verimliliği ve karlılığı etkilemektedir. Bu sebep ile zaman içerisinde bölge çiftçisinin rekabet gücü azalacaktır ve gittikçe yok olacaktır. Bu problemlerin çözüm beklemektedir. Çözüm vardır. Yeter ki çözüm için odaklanacak ve gerçek anlamda çiftçiye sahip çıkacak yetki ve inisiyatif sahibi merciler olsun.

Sayın Bakanın bir hekim ya da uzman bir doktor olarak kaçırdığı daha kötü hatta daha vahim olan durum ise şudur; Bölge çiftçisinde yoğun kimyasal kullanımı sonucunda ve buna bağlı olarak gittikçe yoğunlaşan KANSER vakaları söz konusudur.

Sayın Bakan Fakıbaba bölge epidemisi konusunda bir araştırma yapma ihtiyacı hisseder ise bu HALK SAĞLIĞI açısından çok faydalı olacaktır.

Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanı Sayın Fakıbaba’nın yaptığı işin ciddiyetine müdrik olmasını diliyorum. Çünkü Halk ile bütünleşik olmayan siyasetin ne kendisine, ne partisine ve ne de ülkemize fayda getirmeyeceğini düşünüyorum.

Ahmet Nizamettin Güvener

İTHAL ET PROBLEMİ ÇÖZECEK Mİ?

Bu içerik Ahmet Nizamettin Güvener tarafından oluşturuldu.

Günlerdir et ithalatı problemi ile uğraşıyoruz. Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanı Sayın Ahmet Eşref Fakıbaba göreve ilk geldiği günden itibaren kendi inisiyatifi dışında 54. Hükümet döneminde oluşturulan 55. Hükümet döneminde daha aktif hale getirilmeye çalışılan ve hatta bir önceki Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanı Sayın Faruk Çelik’in görevden alınmasına sebep olan GIDA VE TARIMSAL ÜRÜN FİYATLARINI İZLEME VE DEĞERLENDİRME KOMİTESİ nin kararlarını uygulamak zorunda kalmıştı.

GIDA VE TARIMSAL ÜRÜN FİYATLARINI İZLEME VE DEĞERLENDİRME KOMİTESİ tarafından aktif halde tutulan Canlı Hayvan ithali ve daha sonra karkas et ve löp et ithali ile devam eden süreç Ahmet Eşref Fakıbaba’nın bakanlığı ile birlikte gündemde canlı tutularak üreticiyi hizaya getirme amacı doğrultusunda; fiyat dengelerini NARH sistemi ile oluşturabilme politikaları uygulamaya konulmuş bulunmaktadır.

Kararın ve uygulamanın gerekçesi ise; fiyat istikrarını sağlamak ve piyasada et yiyemeyen orta ve alt gelir gurubuna sahip tüketicinin ucuz et yemesini temin etmek olarak ilan edilmiştir.

Makro Ekonomik yönden ise daha önce basına verilen demeçlerin ışığında enflasyonist baskının azaltılması hedefi sekonder bir gerekçe olarak düşünülebilir. Uygulama anlaşmalı marketlerin devreye girmesi ile BİM ve A 101 marketlerde başlamıştır. Uygulamanın başlaması le birlikte Üretici ve üretici örgütleri uygulamaya karşı çıkmaya devam etmektedirler. Başta Kırmızı Et Üreticileri Birlikleri olmak üzere sektörde nihayi tüketiciye hizmet sunan Kasaplar Odaları da karşı görüşlerini ve isyanlarını muhtelif yayın organları aracılığı ile duyurmuşlardır.

Bu süreç içerisinde benim kanaatime göre üzerinde önem ile durulması gereken husus Sayın FAKIBABA’nın “Bu uygulama et fiyatları istikrara kavuşuncaya kadar devam edecek” sözleridir.

Süregelen bütün bu tartışmaların ışığında; konuyu ele alan ve irdeleyen her değerli yorumcunun kanaatlerinin büyük bir kısmına katılmak ile birlikte konunun hiç konuşulmamış ya da dile getirilmemiş farklı boyutlarını ele almak ve farklı bakış açıları ile irdelemenin bizleri daha detaylı düşünmeye sevk edebileceğini ifade etmek isterim.

Öncelik ile ifade etmek gerekmektedir ki? Konunun görünen yüzünde tüketicinin korunması söz konusudur. Görünmeyen tarafında ise; enflasyonist baskıyı hafifletmek, fiyat istikrarını sağlayabilmek ve fiyat istikrarının sağlanabilmesini dış ticarette aramak gibi temel faktörler söz konusudur.
Bilinmesi gereken en temel konu bu politik tercihlerin içerisinde üretici ve üreticiyi koruyan hiçbir argüman yoktur.

Söz konusu uygulamalarda üretici ve tüketici dengesi yoktur. İç ticaret arz ve talep dengesi yoktur.

Sayın FAKIBABA’nın “Bu uygulama et fiyatları istikrara kavuşuncaya kadar devam edecek” sözleri ucu açık ifadelerdir. Çünkü fiyat istikrarı NARH sistemi ile çözülemez.

Açıkça ifade etmek gerekmektedir ki bu popülist yaklaşım tarzı bir müddet sonra iflas edecektir.

Konuyu bir az daha detaylandıracak olur isek; İthal karkas etin bir üretim maliyeti var mıdır? Vardır. İthal karkas ette ithalatçı firma para kazanıyor mu? Kazanıyor. İthalat sırasında da nakliye ve işçi maliyetleri gibi maliyet unsurları var mı? Var.
Demek ki ülkemizdeki üretim maliyet fiyatları ile yurt dışından buraya getirilen etin maliyetleri arasındaki makas marji arasında çok büyük uçurumlar söz konusudur.

Konunun canlı materyal noksanlığı yem maliyet yükseklikleri gibi temel meseleleri ayrı başlık altında incelenmelidir.
Ancak AKP hükümetleri ülkemizde ortalama 15 yıldan beri bu ülkeyi yönetmektedirler demek ki 15 yılda on beş adım yol bile alamamışız.
Bence konunun en can acıtıcı tarafı ise; konunun sahibi olması gereken sivil toplum kuruluşlarının etkinliklerinin idare karşısında kendi menfaatlerini korumalarındaki zayıflıklarıdır.

Peki bu konunun tarafları tam olarak memnun edebilecek çözümü var mıdır? Elbette vardır.
Ancak geçen on beş yıllık süre dikkate alınacak olur ise bu problemin gündemden düşmesinin söz konusu olamayacağı kanaatini taşımaktayım.
Çünkü BENİM OĞLUM BİNA OKUR DÖNER DÖNER YİNE OKUR…..

Ahmet Nizamettin Güvener
Veteriner Hekim
Tarım ve Köyişleri Bakanlığı
Koruma ve Kontrol Eski Genel Müdürü

Ulusal Süt Konseyi ardı ardına iki kere zam yaptı. SÜT 1,40 oldu mu?

Bu içerik admin tarafından oluşturuldu.

Sanayicinin ve Çiftçilerin bir araya gelip USK (Ulusal Süt Konseyi) hakemliğinde yapılan pazarlık sonucu fiyat 1,40 TL oldu.

Biz süt çiftçilerini yakından ilgilendiren bu toplantının sürecini ve çıkan kararın ne olduğu konusunda sizleri aydınlatmak istiyorum. Yaklaşık son 5 senedir ben bu toplantılara iştirak ediyorum. Toplantıların genel geçmişini biraz anlamanızda fayda var.

Temel sıkıntı “hangi sütü konuşuyoruz?” sorusu. Bu soru yıllardır bu toplantılarda hem sanayici hem de üretici tarafından dile getiriliyor.

Sanayicinin argümanı sütün yağ, protein, bakteri, somatik hücre gibi kalite kriterlerinin belirlenmesi ve fiyatın buna endekslenmesi gereksinimi doğrultusunda.

Bence çok haklılar. 1litre süt kaç gram tereyağı yaptırıyor veya kaç gram beyaz peynir oluşumuna izin veriyor önemli. Nihayetinde mamule çevirip sattıkları için bu önemli. Bizim içinde önemli. Kaliteli süt ile kalitesi düşük sütün farklı ederi ve gideri var. Düşük bakteri için dezenfektan, düşük somatik hücre sayısı için ilaç ve bakım, yüksek kuru madde için yem giderleri artıyor. Buna rağmen herkese aynı fiyat verilmesi ticari mantığa ters.

Üreticinin argümanı, çiftlik teslimi, sıcak mı soğutulmuş süt mü, toplayıcı komisyonları, birlik ve kooperatif (soğutma, depolama) masrafları konuşulan fiyatın üzerine mi eklenecek bu fiyatın içinde mi olacak.

Yıllardır bunun kavgasını veriyoruz. Aslında çok yalın ve yönetilmesi mümkün konular olmasına rağmen halen bir sonuca varılamadı. Son yapılan toplantı yine bunun bir örneğidir.

Şimdi size sıkıntının asıl temel sebebi ve neden çözüm bulunamadığını açıklamak istiyorum.

Her toplantı yaklaşık aynı formatta yapılıyor. Devlet temsilcisi, fabrikatörlerin satın alma müdürleri, biz üreticiler ve sözüm ona akademiyi temsil eden bir kişi başlıyoruz konuşmaya. Toplantıda önce hep üretici konuşturulur. Bunun sebebi çok basit. Biz üreticiler bir türlü yıllardır birlik olamadığımız için herkes gönlünden geçen fiyatı açıklar. Burada bazı örgüt liderleri zam ister, bazısı fiyat burada kalsın der. Aslında dert tekdir, üyelerini kontrol altında tutmayı başarmak. Bir çoğunun ineği yok bu adamların ama söz hakkı var. Argüman genelde “Bana çok baskı var, ben üyelerime ne derim?”

Hâlbuki adamın geçim kaynağı süt olsa, yani dertli olsa, haykıracak, ama farkında bile değil durumun. Sadece üyeleri bağırınca farkına varıyorlar.

Bu bizi ikinci konuya getiriyor. Sadece üyeler bağırınca toplantıda sıkı pazarlık yapılıyor. Aksi halde “piyasa koşulları artışa izin vermiyor” diyor sanayici ve fiyat değişmiyor. Bildiğiniz üzere 3 sene boyunca fiyat değişmedi.

Bu, bir sonraki problemi ortaya çıkartıyor. Toplantı olunca artık bıçak kemiğe dayanmış oluyor ve her ne pahasına olursa olsun fiyatı arttırmak adına her şey yapılıyor ve tek odak noktası fiyat oluyor. Kalite, teslimat adresi, soğuk sıcak süt hiç konuşulmuyor ve üretici temsilcisi her koşulu kabul etmeye daha meyilli oluyor.

Son 2 toplantı yine bu formatta oldu. Ben üretici olarak sürekli kavga içindeyim. Anlatıyorum, matematik, memleket meseleleri, stratejiler ama nafile. Çıkıyor bir sanayici temsilcisi, taktığın gözlük kaç para, bindiğin araba kaç para gibi konuyu dağıtıyorlar.

Sanayici tarafı için konuyu dağıtmak başarı anlamına geliyor. Birkaç toplantı önce benim primlerimi düşürdüler. Bu toplantıdan bir öncekinde herkesin ortasında sütümü almamak ile tehdit ettiler Son toplantı öncesinde fiyat 1,4 olursa kalite primlerini veremeye biliriz dediler.

Sonuç? 5 saat sonunda Hayvancılık genel müdürü odaya girdi, daha oturmadan hayırlı olsun 1,4 yeni fiyat dedi, çay içti ve çıktı. Sordum neden 1,425 değil diye. Bakan bey böyle istiyor dedi. Madem öyle ne diye oraya toplanıyoruz? Ne diye 5 saat soluk almadan mücadele veriyoruz. Bakan bey açıkladı üzüm fiyatını, fındık fiyatını. Madem açıklasaydı süt fiyatını bende primlerimden olmazdım.

Toplantının en sonunda yaklaşık 20 saniye içinde bu fiyatı fabrika teslimi olarak bakanlık yetkilisi açıkladı. Ne anlama geldiğini bilmeden, yıllardır verdiğimiz tüm mücadeleleri aldı resmen çöpe attı.

İşin en acı tarafında ne biliyor musunuz? Bunlar iyi niyet ile yapılıyor. Samimi olarak iyi bir şey yaptık fiyatı 1,4 yaptık diye düşünüyorlar.

Son olarak bir benzetme yapmak istiyorum. Uzay mekiğin içinde pilot astronot uzay boşluğuna sürüklenmiş. Yerine araştırma yapmak üzere uzaya gitmiş olan bir araştırmacı doktor seçilmiş. Şimdi tüm düğmelere basarak ne işe yaradığını öğrenmeye çalışıyor. Başarılı olursa hayatta kalacak ama dünyaya salimen dönme ihtimali bir hayli düşük.

 

Saygılarımla,

Sencer Solakoğlu

Fındık Üreticisine ADALET…

Bu içerik admin tarafından oluşturuldu.

12

Dünya fındık üretiminin yaklaşık yüzde yetmişini tek başına gerçekleştiren ülkemizde, 702.628 hektar alanda fındık üretimi yapılmakta olup, 400.000 ailenin de direk gelir ve geçim kaynağıdır.

16 il ve 123 ilçede yasal fındık dikim izni olan ülkemizde, Ordu, Giresun, Samsun, Sakarya, Düzce, Trabzon en önemli üretici illerimiz olup, direk ve dolaylı 7-8 milyon kişi için de iştir, aştır.

Yeni mahsul ürün için TMO fındık ürün fiyatlarını, Giresun kalite fındık da 10,50 TL, Levant kalite fındık için 10,00 TL olarak açıklamıştır.

Ancak Ticaret Borsası rakamlarına baktığımızda 24.08.2017 tarihi itibariyle 8,80 TL olarak gerçekleşmekte olup, yıllar itibariyle ve aynı dönemsellikle baktığımızda ise, 24.08.2016’da 13,00 TL, 24.08.2015’de 11,50 TL,  25.08.2014’de 10,50 TL fiyatlardan gerçekleşmiştir.

Açıklanan fındık fiyatı, geçmiş yılların gerçekleşen fiyatları ile mukayese edildiğinde,  artan kur ve üretim maliyetlerine göre üreticinin beklentisini karşılamamıştır.

Bu kötü gidişe DUR DEMEK için öncelikle üreticiyi memnun edecek bir TABAN FİYAT belirlenmelidir. Bu fiyatın altına düştükçe TMO tarafından müdahale alımı gerçekleştirilmelidir. Bakanlığın TMO’nun kademeli olarak alım yapacağını duyurması da, piyasada üreticiyi tüccar fırsatçılığından kurtaracaktır.

Ancak Türkiye, 20 Ağustos 2017 tarihi / 51. hafta itibariyle 230.903 ton iç fındık ihracatı yaparken, TMO iç piyasadan sadece 6 bin ton fındık alımı yapmıştır. Yani sadece yüzde 1,3’ü kadar bir fındık alımı yapmıştır. Bu yıl da, sınırlı miktarda fındık alımı yapacakSA, üreticinin beklentisi karşılanamayacak ve üretici, TEKELCİ piyasaya MAHKUM edilecektir.

30 Temmuz itibariyle üç yıllık ihracat rakamlarını karşılaştırdığımızda 2014/15 sezonunda 208.052 ton fındık, 2.675.915.444 $ cari hasılat elde edilmişken, 2015/16 sezonunda 234.661 ton fındık ile 2.158.426.411 $ satış geliri ülkeye girmiştir. Oysa 2016/17 yılı bu sezon itibariyle 221.810 ton fındık ihraç edilerek 1.782.836.935 $ döviz girdisi sağlanmıştır. Buradan çıkan sonuç ülkenin ve üreticinin ciddi bir kayıp içerisinde olduğudur.

Ülkemiz tarım ürünleri ihracatında, yüzde onbeş ile birinci sırada yer alan fındık piyasası, göz göre göre sıkıntıya sokulmuştur. Tamamı katma değer olan ürünümüz ve üreticimiz sahipsizdir.

Yine, fındık rekoltesinin Bakanlık tarafından tek elden açıklanacağı ilan edilmiş ise de, bu süreç yönetilememiştir. Farklı kuruluşların açıklamalarına göre, rekoltenin 600.000 – 670.000 ton aralığında olacağı söylense de, yaz sıcakları ve aşırı rüzgarlar ile ürün kaybı olduğu gibi, özellikle külleme hastalığı sonucu da ciddi bir zarar ve ürün kayıpları yaşanmıştır.

Tahminimiz rekoltenin 500.000 – 520.000 ton’u geçemeyeceği yöndedir.

Hem vatandaşın, hem de ülkenin daha fazla kazanması için, ürün fiyat oluşumuna ve üreticisine devletin seyirci kalmaması gereklidir.

Fındık üreticileri, yüksek girdi maliyetleri ile baş etmeye çalışırken, tekelci piyasa koşullarında düşen fındık fiyatları ile, AKP hükümeti tarafından bir kez daha SAHİPSİZ bırakılmış ve MADUR edilmiştir.

Çiftçimiz ve yöre insanının, alım gücü düşmekte, ticareti de her geçen gün geriye gitmektedir. Oysa üreten ülke, kalkınan Türkiye olacaksak, bu köyden başlar.

Devletin asli görevi, ülke ve insanının menfaatlerini korumak olduğu unutulmamalıdır. Bunun için ürün alımında pazar rekabeti oluşturmalı, katma değerli ürün alternatif satış ve ihracat kanallarını desteklemelidir.

Artık şunun farkına varmalıyız; çiftçinin refahı artmadan, bizim refahımız ve rekabet gücümüz artamaz. Bu sağlanırsa, hem üretici hem de ülkemiz daha çok kazanacaktır.

Üretici kimsenden sadaka istemiyor. EMEĞİNİN, ALIN TERİNİN KARŞILIĞINI İSTİYOR!..

KISACASI İNSANCA YAŞAMAK İSTİYOR.

Buradan açık çağrı yapıyorum; ülkemiz ve bölgemiz insanının ciddi gelir kalemlerinden olan bu stratejik tarım ürünümüz olan fındık için, bölgenin tüm milletvekillerinin, herkesin seferber olması gerekmektedir.

( hayatitosun.mail@gmail.com )

Hayati Tosun

Ziraat Mühendisleri Odası

Samsun Şube Başkanı

Ülkemizin Tarım Politikasi Var Mı ?..

Bu içerik admin tarafından oluşturuldu.

hayati-tosun

Üreticisinden, tüketicisine herkesin şikayetçi olduğu sektör, TARIM.

Sektör yıllardır azalan tarım alanları, parçalı arazi, düşük verim, düşük ürün fiyatı, artan üretim maliyetleri ile ciddi bir kaosa doğru hızla ilerliyor.

Hele son zamanda çiftçinin hasat zamanı iken alınan bir kararla, ithalatta gümrük vergilerinin düşürülmesi ciddi kaygı yarattı.

Bizler, 2017 yılı üretim desteklerinin açıklanmasını beklerken, Gümrük ve Ticaret Bakanlığı tarafından resmi gazetede yayınlanan kararname ile tahıl ürünleri ithalatında uygulanan %130’luk vergiyi buğdayda %45’e, arpada %35’e, mısırda %25’e indirdi. Büyük baş hayvan ithalatında uygulanan % 135’ilk vergi dilimi %26’ya, karkas ette ise %225’den %40’a indirdi.

Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanı Faruk Çelik “Bir kefede üretici, diğerinde tüketici var” diyerek savunduğu, tarım ürünleriyle ilgili ithalat kararnamesinin, hasat döneminde çıkmasının da talihsizlik olduğunu söylemiş. Kararnameyi daha önceki açıklamaları ile savunan Bakan, tarım ürünleriyle ilgili ithalat kararnamesinin ardından, bazı bölgelerde uyanık tüccarların, ürünleri ucuza kapatmaya çalıştığı haberleri aldıklarını’’ da ifade etmiş.

Güler misin, ağlar mısın ?..

Yüzünü acemi berbere teslim edersen diyeceğim, o da olmuyor.

Enflasyonu düşüreceğiz bahanesiyle atılan ithalat adımı, üreticiye vurulan bir balta adeta.

Gıda fiyatlarını düzenlemek, tutarlı ve devamlılığı olan üretim planlarıyla olur, ithalatla değil sayın yetkililer!..

Kararname ile düşürülen gümrük vergisinin psikolojik etkisiyle, çiftçi-tüccar-sanayicilerin olduğu ürün piyasalarında, sanayici düşük gümrükle ithal edeceğim diye tüccardan mal almıyor, tüccar malın elinde kalacağını düşündüğü için çiftçiden ürün almıyor.

Bu, bitkisel ve hayvansal üretim yapan üreticimizi daha da zor duruma düşürüyor. Ha unutmayalım ki; bazı firmalar da hatırlıca para kazanacak bu arada.

Asli görevi piyasayı kamu yararına regüle etmek olan TMO, acil olarak devreye girmeli ve piyasada istikrarı sağlamalıdır. Ama bunda da iş işten geçtikten sonra hareket edeceklerdir, vesselam.

Tarım ve hayvancılıkta bu politikalarla üretimi engellerseniz yerli üreticiyi desteklemeyip her seferinde ithalat yolunu seçerseniz, üreticiyi bitirirsiniz.

Üretici mutsuz ve her geçen gün üretimden uzaklaşıyor. Sonra da Milli Tarım Projesi, Büyük Ova Koruma Alanları, Kentten-Köye göç gibi lafları söyleyerek çıkış yolu arar durursunuz!..

Bu izlenen yanlış tarım politikaları ne yazık ki; Türkiye’yi hızla tarım ülkesi olmaktan uzaklaştırırken, üretim ve üreticiyi de bitiriyor.

İşte Türk tarımının karşısındaki en büyük tehlike de bu !..

Diğer ülkelerden yapılan ithalatlarla, fiyatları dengelemeye çalışıyoruz. Sonucunda kazanamayan, yeterli desteği alamayan üretici, dünya piyasaları ile rekabet edemiyor, fakirleşiyor. Karnı doymadıkça da büyük kentlere göç ediyor.

Yıllardır bu yanlış, kısır döngü devam ediyor. Üretici madur, tüketici madur. Esas acı olanı, bir tarım ülkesi ithalata mahkum ediliyor!..

Tarım politikamız yok diyoruz ama, acaba kasıt mı var?.. demeden de insan kendisini alamıyor.

Ey ahali; herkes şunu bilmelidir ki; ürünün, emeğin, alın terinin karşılığı olmayan bir ülkede, gıda güvenliğinden de bahsetmemiz asla ve asla mümkün değildir.

hayatitosun.mail@gmail.com

ÜLKEMİZİN TARIM POLİTİKASI VAR MI ?..

Bu içerik Hayati Tosun tarafından oluşturuldu.

tractor-371250_1920
Üreticisinden, tüketicisine herkesin şikayetçi olduğu sektör, TARIM.
Sektör yıllardır azalan tarım alanları, parçalı arazi, düşük verim, düşük ürün fiyatı, artan üretim maliyetleri ile ciddi bir kaosa doğru hızla ilerliyor.z
Devamını Oku

Biz Çocukken Çıraklık Yapar Dirgenle Pancar Sökerdik

Bu içerik Doğan Başaran tarafından oluşturuldu.

pancar

Biz çocukluğumuzda sanayide çıraklık yapardık”

Harman vakti biçtiğimiz başağı patozla döver, römorkla buğdayı ambara çeker, samanı ayrı taşırdık”

Şeker pancarında şimdiki gibi makine yoktu, dirgenle sökerdik” Devamını Oku

Üreten Ülke, Kalkınan Türkiye Olacaksak Bu Köyden Başlar

Bu içerik Hayati Tosun tarafından oluşturuldu.

destekson

Dünyada çiftçiler ve işletmeler daha yeni teknolojilerle tarıma yönelirken, Türkiye’de üreticiler tarımdan vazgeçiyor. En önemli neden ise gelir düzeyinin düşüklüğü. Her geçen gün artan maliyetler ve düşen ürün fiyatları ile bu kötü tablo gittikçe derinleşiyor. Devamını Oku

,

Küçükbaş Hayvancılıkta Pazar Bazlı Üretim Modeli

Bu içerik Doğan Başaran tarafından oluşturuldu.

 

 

 

 

a mob of wethers grazing in a paddock of lucerne

 

Küçükbaş hayvancılık işletmelerinin refahı üzerine yüzlerce akademik çalışmaya, bakanlığın ilgili daireleri tarafından hazırlanan raporlara ulaşmak çok basittir. Ayrıca hepsinin birbirinden kıymetli olduğunu da paylaşmak gerek ama şahsım adına meseleye farklı bir pencereden yaklaşmak istiyorum. Tabi bu yaklaşım daha önce yapılan çalışmaların bilimsel temelinde olmak kaydıyla sadece uygulama alanlarından gözlemlerle şekillenecek. Devamını Oku

,

Ekmek, Emek ve Komşuluk…

Bu içerik Hayati Tosun tarafından oluşturuldu.

bugday-ekmek-emek

Adana’da bir firma tarafından üretimi yapılan, ekmeği hacimli gösteren ve geç bayatlatan katkı maddesinden GDO’lu soya çıktı; haberi basında ve kamuoyunda ciddi yankı buldu.

Uzmanlar, GDO’lu soya sadece yem amaçlı olarak ülkemize girebiliyor, insan gıdası olarak kullanılması yasaktır; diyorsa da, kötü niyetli kişiler bunu insan gıdalarında kullanabiliyor olabilir mi?.. Devamını Oku