Gıda Tarım Ve Hayvancılık Politikalarının Belirleyicileri Ve Kriterleri

Bu içerik Ahmet Nizamettin Güvener tarafından oluşturuldu.

Politika: Genel anlamda devleti idare etme yol ve yöntemlerinin tespiti; ya da ekonomik anlamda belirli kaynakları bölüştürme ya da kamu yararına dönüştürme sanatı olarak ifade edilebilir. Siyaset sanatı ise hem genel anlamda hem de ekonomik anlamda öncelikle kamu yararı göz önünde tutularak ülke kaynaklarının kullanılmasında ya da bölüşümünde ön alma ya da inisiyatif kullanabilme yarışı ya da becerisidir.

Gıda Tarım ve Hayvancılık Politikalarının belirleyicileri kavramı geçmişte ve günümüzde ya da ek olarak dünyada ve ülkemizde olarak farklı platformlarda düşünülebilir. Hangi sektörde olur ise olsun günümüz şartlarında dünyadaki ekonomik ve politik şartları göz önünde bulundurmadan ya da bu şartları göz ardı ederek yurt içinde politika belirleyebilmek adata imkansızdır.

Günümüzdeki gıda tarım ve hayvancılık politikalarını irdeleyebilmek için; konu ile ilgili olarak geçmişten bu güne dünyada hangi gelişmeler yaşanmış konusunu irdelemeden yine ülkemiz için sağlıklı düşünceler elde etmek imkansızdır.

Dünyada yaşanmış olan gelişmeler ise; Uruguay raund toplantılarından önce Uruguay raund toplantılarından sonra ya da Dünya Ticaret örgütünün oluşturulmasından sonrası konunun temelini teşkil eder.

Bunlara ek olarak Ülkemiz açısından konunun incelenmesi ise; Avrupa Birliği müktesebatı öncesi özellikle üyelik müzakerelerinin başlaması ile birlikte twining ya da eşleştirme programından öncesi ve sonrası ve ilave olarak da AB ne katılım öncesi tarımsal ve kırsal kalkınma bileşeninin devreye girmesi ele alınarak düşünülmesi doğru bir yol olarak algılanmalıdır.

Hangi ülke olur ise olsun; bütün bu gelişmeler göz ardı edilerek ülke gıda tarım ve hayvancılık politikalarının belirlenmesi imkansızdır. Peki neden imkansızdır? Çünkü dünyadaki şartları yakalayamazsınız ve rekabet gücünüz de kaybolur. (Kanaatime göre bu noktada “Dünyada kendi kendine yeten 7 ülkeden birisi idik şimdi değiliz  efsanesinin ya da kavramının ele alınması gerektiğini düşünüyorum. Geçmişten günümüze dile getirilen bu siyasal söylemin efsane olduğu ya da imkansız olduğu gerçeği ayrı bir yazı konusu olarak tarafımca ileride ele alınacaktır.”

Mesela buğday ticareti ya da tahıl deyince öncelikle dünya fiyatlarını ele almanız gerekmektedir. Ayrıca ülkenizde buğdayın üretim maliyeti bu noktada önem kazanır. Bunun ile birlikte işte tam da bu noktada ülkenin makro ekonomik politikaları kendiliğinden devreye girer. Çünkü Buğday ya da tahıl üretiminizde enerji ihtiyacı ya da mazot tüketimi söz konusudur.

Bütün bu karmaşa içerisinde ülkede siyaset icra eden siyasetçilerin politik tercihleri devreye girer ve zaten genel anlamda tartışılan da budur.

Bu noktada geçmişten günümüze ülkemizde Gıda Tarım ve Hayvancılık Politikalarımızın belirlenmesinde karar vericilerin ya da inisiyatif kullanan mercilerin kimler olduğu konusunu irdelemek istiyorum.

Dünyada ki ekonomik dengeler ve ekonomik şartlar göz önünde bulundurulduğu zaman ülkemizi idare eden ekonomi bürokrasisinin ve ekonomiyi idare eden siyasilerimizin konu ile ilgili ağırlıklarının daima önde olduğunu algılarız ya da hayatımızda da yaşayarak görürüz.

Geçmişte bir dönem adı Tarım ve Orman Bakanlığı, bir dönem adı Tarım ve Köyişleri Bakanlığı ve şimdi de adı Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı olan bakanlığın; geçmişten günümüze kendi konularında ülke içerisinde dahi makro ekonomik anlamda inisiyatif kullanabilmesi hiçbir zaman mümkün olamamıştır.

Böyle bir durum AB müktesebatı çerçevesinde bir şans olarak Sayın Mehdi Eker döneminde ağırlık kazanmış ancak sayın Mehdi Eker bu şansı yeterince ve gerektiği gibi kullanamamıştır.

Bu günlerde ise ülkemiz konu ile ilgili olarak farklı bir sancı yaşanmaktadır. Gıda Tarım ve Hayvancılık konularında Makro ekonomik anlamda 54. Hükümet zamanında oluşturulan ve o zaman sadece ilgili bakanlıklar müsteşarlarının katıldığı “GIDA TARIMSAL ÜRÜN FİYATLARINI İZLEME VE DEĞERLENDİRME KOMİTESİ” yani diğer adı ile “ERKEN UYARI SİSTEMİ” devreye girmiş ve bu komite 55. Hükümet zamanında ise daha aktif hale getirilmiştir. 55. Hükümet döneminde söz konusu komite Bakanlar düzeyine yükseltilmiştir. Komitenin Başkanı Başbakan Yardımcısı Sayın Mehmet Şimşek tir. Komitenin sekreteryasını ise Merkez Bankası Başkanlığı yürütmektedir. Komitenin diğer üyeleri ise; Gümrük ve Ticaret Bakanı, Kalkınma Bakanı, Maliye Bakanı ve Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanı dır.

Söz konusu komite 30 Ekim 2106 tarihinde çok önemli bir karara imza atmıştır. Karar; “ Gıda ürünlerinde istikrarlı arz ve fiyat oluşumunu desteklemek için Erken Uyarı Sisteminin alt yapılarının oluşturulması ve teknik imkanlarının geliştirilmesi.” kararıdır. Komite aynı tarihte bir basın açıklaması yayınlamış ve “Kurulacak erken uyarı sistemi ile eş güdüm içinde çalışacak, sektör dengelerini gözeten, esnek, gerektiğinde devreye girerek gıda ürünlerinde arz ve fiyat istikrarını destekleyecek dış ticaret tedbirlerine ilişkin alternatif model önerileri değerlendirilmiş ve çalışmaların sonuçlandırılması için ilgili kurumlar yetkilendirilmiştir.”  Sözleri ile yürütülen politikalar deklere edilmiştir.

Dikkat çekmek istediğim ve altını önem ile çizmek istediğim temel konu; Gıda Tarım ve Hayvancılık ile ilgili olarak yorum yapan hemen herkes Tarım ürünlerinin ithalatını eleştirmektedir. Neden?

Haklı olarak konuya üretici açısından bakmaya çalışıyoruz. Öncelikle başta üretici olmak üzere sektörde bulunan ve Gıda Tarım ve Hayvancılık sektörlerinden geçimini sağlayan hemen herkes “Çare nedir?” diye kendi kendine sormak zorundadır.

Karar alıcılar ya da politika oluşturucular Tarım ve Hayvancılık üreticileri değildir. Kabul ediyorum ancak hemen herkesin kendi çapında yapması gerekenler vardır. Politikacı ya da bürokrat düşünsün, yapsın biz de kazanalım devri bitmiştir.

Bürokratın ya da politikacının kendisine göre fazlası, eksiği ya da gediği olabilir. Bu da son derecede normaldir.

Yapılabilecekleri tespit edebilmek için öncelikle kendi noksanlarımızı iyi bilmemiz gerektiğini düşünüyorum.

Hemen her konuda devlet versin mantığı dünyadaki gelişim trendine baktığımızda yanlıştır. Bu trende rağmen hayır hep devlet versin diyebiliriz ancak bu söylem bizi ve ülkemizi bir yere götürmez.

Devlet versin maksimum bizi desteklesin. Evet doğru devlet imkanları ölçüsünde üreticileri desteklesin. Peki biz ne yapalım sorusunun cevabı elbette tek değil..

Önce bileceğiz, sonra problemlere tespit edeceğiz sonra problemlere çözüm üreteceğiz ve en sonra da hakkımızı almak için kanuni ölçüler içerisinde mücadele edeceğiz.

Mücadele etmeden kimse üreticiye bir şey vermek istemez..

Biz bu işlere kafa yoran teknik insanlar olarak bütün bu konuları tespit edebilmek ve çözümlerin yol ve yöntemlerini gösterebilmek adına buradayız..

 

Ahmet Nizamettin Güvener
Tarım ve Köyişleri Bakanlığı
Koruma Kontrol eski Genel Müdürü

 

TÜRKİYE’DE TARIMSAL İTHALAT ÜZERİNE

Bu içerik Hasan Parça tarafından oluşturuldu.

Enflasyon hedeflerinin gerçekleşmesi, alt gelir grubundaki vatandaşlarında temel gıda ihtiyaçlarına ulaşabilmesi adına son birkaç yılda tarımsal her türlü ürünün ithalatında kolaylıklar sağlandı. Özellikle şu son birkaç aydır bu ithalat rakamları ciddi oranda arttı diyebiliriz. Aslında kendi kendine yeten tarım ülkesi olarak bildiğimiz Türkiye için çokta uzak bir durum değildir.

Aslında konumuz her ne kadar tarımsal ürünlerin ithalatı olsa da tarihte ki tecrübelerimize ve başka ülkelerde meydana gelen olaylara bakmakta fayda olduğunu düşünüyorum. Çünkü tarım tek başına sıradan bir endüstri hammaddesi değil ülkedeki bulunan beşikte ki bebekten, en yaşlımıza herkesi ilgilendiren bir değerdir. Devamını Oku

ANTALYADA YAŞANAN HORTUM FELAKETİ VE ÖRTÜ ALTI ÜRETİCİLERİMİZİN PROBLEMLERİ

Bu içerik Ahmet Nizamettin Güvener tarafından oluşturuldu.

Geçtiğimiz hafta başında yani 13.Kasım.2017 günü saat 21 30 da Antalya’nın batı sahil bölgelerinde ya da Kumluca, Finike ve Demre ilçelerinde büyük bir hortum felaketi yaşanmıştır. Bu hortum felaketi sebebi ile bu bölgemizde bulunan örtü altı sebze ve meyve üreticilerimiz gerek yaşadıkları evlerde ve gerek ise üretimi yaptıkları alanlarda çok büyük bir zarara uğramışlardır.

Öncelikle şahsım ve çiftçi Tv ailesi adına bu büyük felaketten dolayı zarara uğrayan örtü altı üreticilerimize büyük geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum.

Felaketin akabinde gerek bölge belediyeleri ve gerek ise diğer resmi kurumlarımız gerekli tedbirleri alma gayretleri içinde olmuşlar ve gerekli çalışmaları başlatmışlardır.

Yine bu faaliyetler ile birlikte Devletimizin görevli yetkilileri bölgeye gelmişler ve felaketi yerinde görmüşler ve bölge halkına geçmiş olsun ziyaretlerinde bulunmuşlardır.

Bölgeyi ziyarette bulunan Devlet yetkililerimizden en önemlisi Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanı Sayın Ahmet Eşref Fakıbaba olmuştur.

Bu ziyaretin göze çarpan ve basında büyük yankı uyandıran bölümü Sayın Fakıbaba’nın Kumluca-Mavikent örtü altı üreticileri bölgesini ziyareti sırasında gerçekleşmiştir.

Sayın Fakıbaba Mavikent Bölgesindeki bu ziyareti sırasında bir kendisine derdini anlatmak isteyen bir üretici ile karşılaşmıştır. Basından takip ettiğimiz şekli ile Üretici’nin isyanı iki farklı örnek kıyası ile gerçekleşmiştir. Bunlardan ilki Üreticimiz Sayın Bakandan “Sayın Fatih Terim in aylık maaşının onda biri bize yeter.” Sözüdür. Diğeri ise daha manidardır. Bölgede büyük bir Suriyeli potansiyeli vardır. Üretici söz konusu bu Suriyeli potansiyele devletin uzanan şevkatli elini herkes gibi görmektedir. İşte tam da bu sebep ile üretici kendisini Suriyeliler ile kıyaslama gereği hissederek Sayın Bakana bu durumu arz etmek istemiştir.

Sayın Bakan Fakıbaba ise çok fazla işinin olduğunu gerekçe göstererek adeta kaçar gibi üreticiden uzaklaşmayı tercih etmiştir.

Bu durumu basın ve Tv ler kanalı ile bütün Türkiye hayret ve ibret ile izlemiştir. Böyle bir durumda hangi bakan ya da devlet yetkilisi olur ise olsun en azından nezaket gereği o çiftçinin derdini layık olduğu gibi ile dinlemesi gerekir idi.

Sayın Bakan Uzman Dr dur. Tarım ve Hayvancılık gibi çok zor ve dert küpü bir bakanlığın başındadır. Bu durum Sayın Bakanın Tarım ve Hayvancılığın dertleri ile uğraşmanın kendisine çok zor geldiğini göstermektedir. Ve ne yazık ki Sayın Bakan Gıda Tarım ve Hayvancılık Sektörlerinin yüklerini taşıyamamaktadır.

Başka bir gözlemim şudur; Gıda Tarım ve Hayvancılık Sektörlerinin yüklerini taşıma inisiyatifi tam olarak Sayın Bakanın elinde değildir.

Bu tespitimin sebep ve gerekçelerini bir sonraki yazımda sizler ile paylaşmayı düşünüyorum.

Örtü altı sebze ve meyve üreticilerimizin problemlerine gelince;

Söz konusu problemleri sosyo-ekonomik yapıdan kaynaklanan eksiklikler, pazarlama ve teknik problemler olarak üçe ayırmak gerekmektedir.

Öncelik ile ülkemizin Tarım ve Hayvancılığımızın problemlerin başında gelen ölçek ekonomisi problemi en başta gelen problem olarak görülebilir. Bölgede küçük ölçekli aile işletmeleri yoğunluktadır. Ortalama sera büyüklükleri 1 ila 5 dönüm arasındadır.

Dolaysı ile yığın üretimi yapılamadığından maliyetler yüksek ve verimde düşüktür. Bir sene baz olarak alınacak olur ise bölgede yazlık ve güzlük olmak üzere iki ekim sezonu yapılmaktadır. Her bir sezon ortalama olarak ürün çeşidine göre en az 90 gün ya da 120 güne kadar çıkabilmektedir.

Pazarlama faaliyetleri için özel bir sistem yoktur. Çiftçi ürününü Haller kanunu çerçevesinde kabzımala ya da tüccara vermektedir. Pazarlama konusunda kabzımal ve tüccar inisiyatifinde tarafların hemen tamamının kabullendiği ancak nispi olarak üretici aleyhine bir sistem söz konusudur. Kanunen olması gereken bazı mecburiyetler

göz adrı edilmektedir. Mesela ürünlerde REZİDÜ problemi kontrolü hiç yoktur.

Teknik eksikliklere gelince; Öncelikle toprak yapısı bozulmuştur. Gerek gübre olarak ve gerek ise bitki gelişim konusunda ve zirai mücadelede yoğun bir kimyasal kullanım söz konusudur.

Bu yoğun kimyasal kullanım sonucunda bitkilerin verim kabiliyetleri düşüktür. Dolaysı ile karlılık da düşüktür. Bütün bu gerçeklere rağmen çiftçi bilinçlidir. Yaptığı işi hakkı ve liyakat ile yapmaktadır.

Şahsi kanaatime göre örtü altı meyve ve sebze üreticilerimizin en büyük problemi kendileri farkında olmasa da TEKNOLOJİ EKSİKLİKLERİDİR.

Üretim primitif usuller ile yapılmaktadır. Mesela sera ısıtmaları primitif iki farklı metod ile gerçekleşmektedir. Mesela seralarda ısıtma hala bidonlardan bozma ve yapılma sobalar ile gerçekleşmektedir. Seralarda ısıtma bitkinin donmasını önleyecek hava şartlarında gerçekleşmektedir. Bu da bitki gelişim fizyolojisi gerçekleri ile örtüşmemektedir.

Bütün bu problemler verimliliği ve karlılığı etkilemektedir. Bu sebep ile zaman içerisinde bölge çiftçisinin rekabet gücü azalacaktır ve gittikçe yok olacaktır. Bu problemlerin çözüm beklemektedir. Çözüm vardır. Yeter ki çözüm için odaklanacak ve gerçek anlamda çiftçiye sahip çıkacak yetki ve inisiyatif sahibi merciler olsun.

Sayın Bakanın bir hekim ya da uzman bir doktor olarak kaçırdığı daha kötü hatta daha vahim olan durum ise şudur; Bölge çiftçisinde yoğun kimyasal kullanımı sonucunda ve buna bağlı olarak gittikçe yoğunlaşan KANSER vakaları söz konusudur.

Sayın Bakan Fakıbaba bölge epidemisi konusunda bir araştırma yapma ihtiyacı hisseder ise bu HALK SAĞLIĞI açısından çok faydalı olacaktır.

Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanı Sayın Fakıbaba’nın yaptığı işin ciddiyetine müdrik olmasını diliyorum. Çünkü Halk ile bütünleşik olmayan siyasetin ne kendisine, ne partisine ve ne de ülkemize fayda getirmeyeceğini düşünüyorum.

Ahmet Nizamettin Güvener

İTHAL ET PROBLEMİ ÇÖZECEK Mİ?

Bu içerik Ahmet Nizamettin Güvener tarafından oluşturuldu.

Günlerdir et ithalatı problemi ile uğraşıyoruz. Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanı Sayın Ahmet Eşref Fakıbaba göreve ilk geldiği günden itibaren kendi inisiyatifi dışında 54. Hükümet döneminde oluşturulan 55. Hükümet döneminde daha aktif hale getirilmeye çalışılan ve hatta bir önceki Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanı Sayın Faruk Çelik’in görevden alınmasına sebep olan GIDA VE TARIMSAL ÜRÜN FİYATLARINI İZLEME VE DEĞERLENDİRME KOMİTESİ nin kararlarını uygulamak zorunda kalmıştı.

GIDA VE TARIMSAL ÜRÜN FİYATLARINI İZLEME VE DEĞERLENDİRME KOMİTESİ tarafından aktif halde tutulan Canlı Hayvan ithali ve daha sonra karkas et ve löp et ithali ile devam eden süreç Ahmet Eşref Fakıbaba’nın bakanlığı ile birlikte gündemde canlı tutularak üreticiyi hizaya getirme amacı doğrultusunda; fiyat dengelerini NARH sistemi ile oluşturabilme politikaları uygulamaya konulmuş bulunmaktadır.

Kararın ve uygulamanın gerekçesi ise; fiyat istikrarını sağlamak ve piyasada et yiyemeyen orta ve alt gelir gurubuna sahip tüketicinin ucuz et yemesini temin etmek olarak ilan edilmiştir.

Makro Ekonomik yönden ise daha önce basına verilen demeçlerin ışığında enflasyonist baskının azaltılması hedefi sekonder bir gerekçe olarak düşünülebilir. Uygulama anlaşmalı marketlerin devreye girmesi ile BİM ve A 101 marketlerde başlamıştır. Uygulamanın başlaması le birlikte Üretici ve üretici örgütleri uygulamaya karşı çıkmaya devam etmektedirler. Başta Kırmızı Et Üreticileri Birlikleri olmak üzere sektörde nihayi tüketiciye hizmet sunan Kasaplar Odaları da karşı görüşlerini ve isyanlarını muhtelif yayın organları aracılığı ile duyurmuşlardır.

Bu süreç içerisinde benim kanaatime göre üzerinde önem ile durulması gereken husus Sayın FAKIBABA’nın “Bu uygulama et fiyatları istikrara kavuşuncaya kadar devam edecek” sözleridir.

Süregelen bütün bu tartışmaların ışığında; konuyu ele alan ve irdeleyen her değerli yorumcunun kanaatlerinin büyük bir kısmına katılmak ile birlikte konunun hiç konuşulmamış ya da dile getirilmemiş farklı boyutlarını ele almak ve farklı bakış açıları ile irdelemenin bizleri daha detaylı düşünmeye sevk edebileceğini ifade etmek isterim.

Öncelik ile ifade etmek gerekmektedir ki? Konunun görünen yüzünde tüketicinin korunması söz konusudur. Görünmeyen tarafında ise; enflasyonist baskıyı hafifletmek, fiyat istikrarını sağlayabilmek ve fiyat istikrarının sağlanabilmesini dış ticarette aramak gibi temel faktörler söz konusudur.
Bilinmesi gereken en temel konu bu politik tercihlerin içerisinde üretici ve üreticiyi koruyan hiçbir argüman yoktur.

Söz konusu uygulamalarda üretici ve tüketici dengesi yoktur. İç ticaret arz ve talep dengesi yoktur.

Sayın FAKIBABA’nın “Bu uygulama et fiyatları istikrara kavuşuncaya kadar devam edecek” sözleri ucu açık ifadelerdir. Çünkü fiyat istikrarı NARH sistemi ile çözülemez.

Açıkça ifade etmek gerekmektedir ki bu popülist yaklaşım tarzı bir müddet sonra iflas edecektir.

Konuyu bir az daha detaylandıracak olur isek; İthal karkas etin bir üretim maliyeti var mıdır? Vardır. İthal karkas ette ithalatçı firma para kazanıyor mu? Kazanıyor. İthalat sırasında da nakliye ve işçi maliyetleri gibi maliyet unsurları var mı? Var.
Demek ki ülkemizdeki üretim maliyet fiyatları ile yurt dışından buraya getirilen etin maliyetleri arasındaki makas marji arasında çok büyük uçurumlar söz konusudur.

Konunun canlı materyal noksanlığı yem maliyet yükseklikleri gibi temel meseleleri ayrı başlık altında incelenmelidir.
Ancak AKP hükümetleri ülkemizde ortalama 15 yıldan beri bu ülkeyi yönetmektedirler demek ki 15 yılda on beş adım yol bile alamamışız.
Bence konunun en can acıtıcı tarafı ise; konunun sahibi olması gereken sivil toplum kuruluşlarının etkinliklerinin idare karşısında kendi menfaatlerini korumalarındaki zayıflıklarıdır.

Peki bu konunun tarafları tam olarak memnun edebilecek çözümü var mıdır? Elbette vardır.
Ancak geçen on beş yıllık süre dikkate alınacak olur ise bu problemin gündemden düşmesinin söz konusu olamayacağı kanaatini taşımaktayım.
Çünkü BENİM OĞLUM BİNA OKUR DÖNER DÖNER YİNE OKUR…..

Ahmet Nizamettin Güvener
Veteriner Hekim
Tarım ve Köyişleri Bakanlığı
Koruma ve Kontrol Eski Genel Müdürü